Elektronörofizyoloji, beyin, sinir ve kasların oluşturduğu elektriksel aktivitelerin ölçülerek kaydedilmesini sağlayan sağlık alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Özellikle nörolojik hastalıkların tanı ve değerlendirme süreçlerinde kullanılan EEG ve EMG gibi uygulamalar, hekimlerin doğru teşhis koymasına yardımcı oluyor. Bu alanda staj yapan Sıla Nur Koç, elektronörofizyolojiyi en temel haliyle bir “arıza tespit uzmanlığına” benzeterek, “Aslında olayı hiç karmaşıklaştırmadan, en temel mantığıyla anlatayım size. Vücudumuz devasa bir elektrik şebekesi gibi çalışıyor ve bizim alanımız olan elektronörofizyoloji, tam olarak bu sistemin arıza tespit uzmanlığı. Beynimizin, sinirlerimizin ve kaslarımızın ürettiği o elektriksel sinyalleri ölçüp kaydederek doktorların doğru teşhis koymasını sağlıyoruz” dedi.
Elektronörofizyoloji kelimesinin toplumda ilk etapta karmaşık algılandığını belirten Koç, aslında yapılan işlemlerin birçok kişi tarafından bilindiğini ancak bölümün adının yeterince tanınmadığını ifade etti. Koç, “İlk başta kimse adını bilmediği için anlamlandıramıyor. ‘Elektro’ kısmından elektrikle ilgili bir terim olduğu, ‘nörofizyoloji’den de sağlıkla ilgili bir şey olduğu anlaşılıyor. Aslında herkes biliyor; epilepsi krizi geçirince hangi birime gitmesi gerektiğini biliyorlar ama bölümün adını bilmiyorlar. Çünkü hastanedeki odada EEG, EMG yazıyor, elektronörofizyoloji yazmıyor” ifadelerini kullandı.
Elektronörofizyoloji alanında en sık karşılaşılan uygulamaların başında EEG ve EMG çekimleri geliyor. EEG ile beynin elektriksel aktiviteleri değerlendirilirken, EMG ile sinir hasarı, sinir sıkışmaları ve kas hastalıkları konusunda incelemeler gerçekleştiriliyor. Çekim hazırlıklarının EEG'de yaklaşık 5 dakika, EMG'de ise yaklaşık 1 dakika sürdüğünü belirten Koç, iki uygulama arasındaki farkı anlatırken kendi uzmanlaşmak istediği alanın da EEG olduğunu söyledi. Koç, “EEG’de (Elektroensefalografi) beyin içindeki hücrelerin doğal yollarla ürettiği elektriksel aktiviteyi, EMG’de (Elektromiyografi) sinir hasarı, sinir sıkışması ve kas hastalıklarını inceliyoruz. Favori alanım ve ilerlemek istediğim alan EEG” diye konuştu.
Elektronörofizyoloji teknikerlerinin yalnızca cihazı çalıştırmadığını, çekim sırasında elde edilen verilerin doğruluğunu etkileyebilecek birçok faktörü de takip ettiğini belirten Koç, özellikle EEG çekimlerinde artefakt olarak adlandırılan sinyal bozulmalarının dikkatle incelendiğini anlattı. Koç, “Biz EEG çekimini açıyoruz, çekim esnasında olanları not alıyoruz. Sonra o kısımlar hakkında nöroloji uzmanlarına bilgi veriyoruz, onlar da yorumluyor. Artefaktın olduğu elektrotlara odaklanıyoruz. Önce hastadan mı, ortamdan mı yoksa elektrottan mı kaynaklı bunu inceliyoruz” dedi.
Artefaktın kaynağının belirlenmesinin çekimin sağlıklı değerlendirilmesi açısından önemli olduğunu ifade eden Koç, “Elektrot kaynaklıysa değiştiriyoruz; hastadan kaynaklıysa göz kırpmaması, yutkunmaması için uyarıyoruz. Odadaki telefonun şarjda olması veya telefondan çıkan ses bile artefakt yaratabiliyor” ifadelerini kullandı.
Elektronörofizyoloji uygulamalarında farklı hasta gruplarıyla çalışıldığını belirten Koç, özellikle yoğun bakım hastalarında ve çocuklarda işlemlerin özel koşullarda yürütüldüğünü söyledi. Yoğun bakım hastalarında hasta bakıcılarla birlikte çalıştıklarını belirten Koç, çocuk hastalar için ise ayrı bir çocuk EEG biriminin bulunduğunu ifade etti. Hastaların işlem öncesinde yaşadığı kaygının çoğu zaman gereksiz olduğunu belirten Koç, “Başlamadan önce herhangi bir acı hissetmeyeceklerini söylüyoruz. Zaten hiçbir şey hissetmiyor o an, acı yok. Hastaya bir zarar vermiyorsun; sen ne kadar rahat olursan hasta da o kadar rahat olur” dedi.
Mesleğin teknik bilgi kadar insan ilişkileri açısından da sabır gerektirdiğini vurgulayan Koç, özellikle hastalara olumlu yaklaşmanın işlem sürecini kolaylaştırdığını belirtti. Koç, “Çok sabırlı ve insanları üzmekten çekinen biri olunması gerekiyor. Çünkü sen hastaya olumlu yaklaştığında moralini yükseltiyorsun” ifadelerini kullandı.
Elektronörofizyoloji bölümünün istihdam açısından da avantajlı olduğunu belirten Koç, mezunların hem kamu hem de özel sektörde farklı çalışma alanlarına yönelebildiğini söyledi.
Bölümün fazla bilinmemesinin mezun sayısının da sınırlı kalmasına neden olduğunu belirten Koç, özellikle özel sektörde uyku merkezlerinin önemli çalışma alanlarından biri olduğunu ifade etti. Koç, “İş olanakları ve atama oranları açısından çok iyi bir bölüm. Özel sektörde uyku merkezlerinde doğrudan çalışılabiliyor. Çok bilinmediği için çok az mezunu var. İş yükü ve öğrenilen bilgi yükü odaklı olduğu için kendini geliştirmek de daha kolay” dedi.
Elektronörofizyoloji eğitiminde okulda edinilen teorik bilgilerin klinik ortamda uygulamayla pekiştiğini belirten Koç, staj sürecinin mesleği öğrenme açısından önemli bir deneyim olduğunu söyledi. Teorik eğitimde insan anatomisinin kapsamlı şekilde öğrenildiğini ancak hastane ortamında cihaz kullanımı ve uygulama becerisinin ön plana çıktığını ifade eden Koç, “Teorikte tüm insan anatomisini öğreniyorsun ama sahada önemli olan cihazı doğru kullanabilmek. Stajda çok daha iyi öğrendim; okulda genel bir kalıp verilirken hastanede işe yarayan kısmı detaylı şekilde uyguluyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.




