Yükleniyor...
Ege Denizi'nin iyot kokulu, serin ve tuzlu rüzgarları yüzünüze çarparken, deniz seviyesinden tam 238 metre yükseklikte, sönmüş bir volkanik kayalığın zirvesinde durduğunuzu hayal edin. Aşağıda, zeytin ağaçlarının gümüşi yeşili ile Ege'nin derin laciverti birbirine karışırken, ufuk çizgisinde Midilli (Lesbos) Adası tüm görkemiyle yükseliyor. Burası, sadece muazzam bir manzara sunan sıradan bir tepe değil; burası antik dünyanın en stratejik, en büyüleyici ve en gizemli yerleşimlerinden biri olan Assos Antik Kenti'nin kalbi, akropolüdür. Ayak bastığınız bu taşlar, binlerce yıl önce Aristoteles'in felsefe tartıştığı, antik çağ tüccarlarının tanrılara dualar ettiği ve zanaatkarların ter döktüğü efsanevi topraklardır. Bu görkemli zirveyi taçlandıran yapı ise, ilk bakışta mütevazı ve işlevsel görünse de, barındırdığı sırlar ve mimari anormallikleriyle arkeoloji dünyasını büyülemeye devam eden Athena Tapınağı'dır. MÖ 6. yüzyılın ortalarında, tam olarak MÖ 530 civarında inşa edilen bu tapınak, zamanın yıkıcı gücüne, sayısız depreme ve medeniyetlerin çöküşüne direnerek günümüze kadar ulaşmayı başarmış bir mühendislik ve sanat harikasıdır. Tapınağın kalıntıları arasında dolaşırken, her bir sütun başlığının, her bir taş bloğunun size anlatacak bir hikayesi olduğunu hissedersiniz. Athena Tapınağı'nı sadece eski bir kalıntı olmaktan çıkarıp eşsiz kılan en büyük özelliği ise coğrafi ve kültürel bir meydan okuma niteliği taşımasıdır. İyonya kültürünün beşiği olan Batı Anadolu kıyılarında, zarif ve kıvrımlı İyon tapınaklarının aksine, son derece sade, askeri bir disiplinle inşa edilmiş ve Anadolu topraklarında bilinen 'tek' Dor düzenindeki tapınak olma unvanını gururla taşır. Peki, neden bu volkanik tepenin üzerine İyonik değil de Dor düzeninde bir yapı inşa edildi? Neden tapınağı süsleyen Herakles'in destansı maceralarını anlatan paha biçilmez frizler bugün Paris'teki Louvre Müzesi'nin salonlarında sergileniyor? Tüm bu soruların cevapları, Assos'un rüzgarlı zirvesinde, andezit taşlarının sessiz hafızasında saklıdır ve biz bu rehberde, taşları tek tek kaldırarak bu kadim sırları gün yüzüne çıkaracağız.
Antik Yunan mimarisini anlamak, o dönemin dünya görüşünü, estetik anlayışını ve hatta siyasi yapısını anlamak demektir. Antik çağın dahi mimarları, yapılarını inşa ederken belirli matematiksel ve estetik kurallar bütünü olan 'sütun düzenlerini' kullanmışlardır. Bu düzenler, tapınağın karakterini ve tanrılara sunulan mesajın tonunu belirlerdi. Antik mimaride üç temel düzen bulunmaktaydı:
Küçük Asya olarak adlandırılan Anadolu kıyıları, tartışmasız bir 'İyonik dünya' idi. Bu topraklarda inşa edilen devasa tapınakların neredeyse tamamı, bölgenin kültürel dokusuna uygun olarak İyon düzeninde tasarlanmıştı. İşte tam bu noktada Assos Athena Tapınağı, arkeolojik bir anomali, adeta kuralı bozan bir istisna olarak karşımıza çıkar. Neden Anadolu'nun göbeğinde bir Dor tapınağı? Arkeologlar ve tarihçiler bu gizemi iki temel nedene bağlamaktadır. Birincisi, kentin kurucularının kökenidir. Assos, MÖ 7. yüzyılda hemen karşısındaki Midilli (Lesbos) adasından gelen Aiolisli göçmenler tarafından kurulmuştur. Aioller, kültürel kodları itibarıyla Dor geleneğine çok daha yakın bir halktı ve kendi anavatanlarının mimari dilini bu yeni topraklara taşımak istemişlerdi. İkinci ve belki de daha şiirsel olan neden ise Assos'un coğrafi konumudur. Sarp bir kayalığın üzerine, adeta zapt edilemez bir kartal yuvası gibi kurulan bu kentin tapınağı da kendi karakterine uygun olmalıydı. Dor düzeninin o süssüz, sert, sağlam ve dışa kapalı yapısı, Assos'un bağımsız, savunmacı ve boyun eğmez ruhunu taşa kazımanın en mükemmel yoluydu.
Tapınağın inşa edildiği MÖ 530'lu yıllar, Anadolu tarihinin en çalkantılı ve aynı zamanda en zengin dönemlerinden birine denk gelir. Bu dönemde Assos, efsanevi zenginliğiyle bilinen Lidya Kralı Kroisos'un (Karun) egemenlik alanı içindeydi ve Lidya'nın sağladığı ekonomik istikrar ve ticaret ağları sayesinde büyük bir refah seviyesine ulaşmıştı. Ekonomik olarak güçlenen her antik kent gibi Assos da bu zenginliğini tanrılara sunmak ve prestijini dosta düşmana ilan etmek için devasa bir kamu projesine girişti. Seçilen yer, kentin en yüksek noktası olan akropol, seçilen tanrıça ise zekanın, stratejinin, sanatın ve haklı savaşın yenilmez tanrıçası Athena idi.
Yunan mitolojisinde Athena, bir kentin koruyucusu (Polias) sıfatını taşıdığında, o kentin asla düşmeyeceğine inanılırdı. Assoslular, tapınaklarını bu sarp kayalığın zirvesine inşa ederek hem tanrıçaya olan saygılarını göklere ulaştırmış hem de denizaşırı topraklardan gelen denizcilere 'Bu kent, Athena'nın yenilmez kalkanı altındadır' mesajını vermişlerdir. Tapınağın mimari planı, klasik Dor standartlarının kusursuz bir uygulaması olan 'peripteros' (etrafı tamamen sütunlarla çevrili) plan tipindedir. Kısa kenarlarında 6, uzun kenarlarında ise 13 adet sütun bulunur. Köşelerdeki sütunların paylaşılmasıyla toplamda 34 adet devasa sütun tapınağın çatısını taşımaktaydı. Yaklaşık 6 metre yüksekliğindeki bu sütunlar, tabanda 1.2 metre çapa sahipken, yukarı doğru incelerek başlık kısmında 0.9 metreye düşerdi. Bu daralma (entasis), binaya optik bir illüzyonla inanılmaz bir canlılık ve esneklik katardı. Tapınağın kalbi sayılan ve sadece rahiplerin girebildiği iç mekan olan 'cella'da ise büyük ihtimalle ahşap bir iskelet üzerine altın ve fildişi ile işlenmiş devasa bir Athena heykeli bulunuyordu. Maalesef bu kült heykeli zamanın acımasız dişlileri arasında yok olup gitmiştir.
Antik Yunan tapınakları denildiğinde akla ilk gelen imge, Ege güneşi altında göz kamaştırıcı bir beyazlıkla parlayan mermer yapılardır. Atina'daki Parthenon veya Pergamon'daki Trajan Tapınağı mermerin zarafetiyle yükselir. Ancak Assos Athena Tapınağı'nı bir kez daha benzersiz kılan şey, yapımında kullanılan ana malzemedir. Bu tapınak, üzerinde yükseldiği sönmüş volkanın kendi kalbinden, yani 'andezit' (veya trakit) taşından inşa edilmiştir. Koyu gri, bazen kızılımsı ve kurşuni bir renge sahip olan bu volkanik taş, tapınağa o alışılmış beyaz parlaklığı değil, ağırbaşlı, karanlık ve son derece güçlü bir estetik kimlik kazandırmıştır.
Andezit kullanımının hem çok pratik hem de oldukça zorlayıcı yanları vardı. En büyük avantajı yerel bir kaynak olmasıydı; binlerce tonluk devasa taş bloklarını kilometrelerce öteden veya deniz aşırı ocaklardan taşımak yerine, ustalar taşı doğrudan akropolün eteklerinden çıkarıp işleyebiliyorlardı. Dahası, andezit mermere kıyasla inanılmaz derecede sert ve aşınmaya karşı dirençli bir taştır. Assos'un aktif bir deprem kuşağında yer alması ve Ege'nin yıpratıcı lodoslarına maruz kalması düşünüldüğünde, andezitin o yoğun kristal yapısı tapınağı adeta bir zırh gibi korumuştur. 2500 yıl boyunca yaşanan sayısız büyük depreme ve erozyona rağmen sütunların bugün hala ayakta kalabilmesinin en büyük sırrı bu volkanik taşın genetiğindedir. Ancak bu sertlik, antik taş ustaları için tam bir kabustu. Mermeri tereyağı gibi işleyebilen heykeltıraşlar, andezite şekil verirken büyük zorluklar yaşamış, murçları ve keskileri defalarca kırılmıştır. Bu nedenle Athena Tapınağı'nın üzerindeki kabartmalar, diğer İyon tapınaklarındaki kadar ince, detaylı ve dantel gibi işlenmiş değildir; daha kaba, daha köşeli ama bir o kadar da etkileyici ve ilkel bir güce sahiptirler.
Klasik Dor tapınaklarında, dış cephedeki sütunların hemen üzerinde yer alan arşitrav (baştaban) bölümü genellikle düz bırakılırdı. Süslemeler daha üst kısımdaki metop denilen panellerde yer alırdı. Ancak Assos Athena Tapınağı, yine kuralları yıkarak İyonik bir özellik göstermiş ve arşitrav bloklarını boydan boya muazzam kabartmalarla (frizlerle) süslemiştir. Bu frizlerin ana teması, Yunan mitolojisinin en büyük kahramanı olan Herakles'in (Herkül) zorlu görevleridir, yani bilinen adıyla 'Dodekathlos' (12 Emek).
Tapınağın etrafını saran bu taş tuvallerde, Herakles'in postu hiçbir silahla delinemeyen Nemea aslanını çıplak elleriyle boğması, kesilen her başının yerine yenisi çıkan zehirli Lernalı Hydra ile destansı mücadelesi, yarı at yarı insan olan vahşi Kentauroslarla savaşı ve Yeraltı Tanrısı Hades'in üç başlı korkunç köpeği Kerberos'u yeryüzüne çıkarması gibi nefes kesici mitolojik sahneler tasvir edilmiştir. Ancak, bu eşsiz hikaye anlatıcılığını bugün Assos'ta tam anlamıyla görmek ne yazık ki mümkün değildir. Çünkü bu paha biçilmez sanat eserleri, 19. yüzyılda başlayan Batılı kazı faaliyetleri sonucunda anavatanlarından koparılmış ve dünyanın farklı köşelerine dağıtılmıştır. Bugün, bu frizlerin en büyük ve en önemli parçaları Paris'teki dünyaca ünlü Louvre Müzesi'nde sergilenmektedir. Bir diğer önemli kısım ise kazıları gerçekleştiren Amerikalı ekibin ülkesine götürdüğü ve şu an Boston Güzel Sanatlar Müzesi'nde (MFA Boston) bulunan parçalardır. Neyse ki, daha sonra yapılan kazılarda bulunan veya Osmanlı döneminde koruma altına alınan bazı friz parçaları ile tapınağın mimari elemanları, bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin o görkemli salonlarında ziyaretçilerini beklemektedir. Bu dağılım, 19. yüzyılın emperyalist arkeoloji anlayışının acı bir özeti olsa da, Assos'un isminin küresel çapta bilinirliğine de istemeden katkı sağlamıştır.
Assos ve onun rüzgarlı tapınağı, yüzyıllar boyunca toprağın altında sessizce uyurken, 19. yüzyılın sonlarında büyük bir uyanış yaşadı. Tapınağın modern anlamda arkeolojik keşfi ve bilimsel olarak incelenmesi, 1881 ile 1883 yılları arasında gerçekleştirilen Amerikan Arkeoloji Enstitüsü (Archaeological Institute of America) kazılarıyla başladı. Bu proje, sıradan bir kazı olmanın çok ötesinde tarihi bir öneme sahiptir; zira bu kazılar, Amerikan kurumlarının Akdeniz havzasında ve antik dünyada gerçekleştirdiği ilk büyük, sistematik ve bilimsel kazı projesi olarak dünya arkeoloji tarihine altın harflerle yazılmıştır.
Kazı ekibinin başında vizyoner arkeolog Joseph Thacher Clarke ve yetenekli mimar Francis Henry Bacon bulunuyordu. Bu ekip, son derece zorlu doğa koşullarına, lojistik sıkıntılara ve dönemin kısıtlı teknolojik imkanlarına rağmen olağanüstü bir çaba sergiledi. Aylarca süren titiz çalışmalar sonucunda, Athena Tapınağı'nın üzerine çöken binlerce yıllık toprak ve moloz tabakası temizlendi, tapınağın zemin planı milimetrik hassasiyetle kağıda döküldü ve devasa sütun tamburları gün yüzüne çıkarıldı. Clarke ve Bacon'ın hazırladığı detaylı rölöveler ve çizimler, bugün bile tapınağın orijinal halini anlamamızda en büyük rehberimizdir. Onların yaktığı bu bilimsel meşale, Cumhuriyet döneminde Türk arkeologların devraldığı ve bugün hala titizlikle yürütülen Assos kazılarının da temelini oluşturmuştur.
Tapınak, Çanakkale ilinin Ayvacık ilçesine bağlı olan ve tarihi dokusunu günümüze kadar korumayı başarmış Behramkale köyünün sınırları içerisinde yer almaktadır. Antik kentin en yüksek noktası olan akropoliste, Ege Denizi'ne ve Midilli Adası'na hakim muazzam bir tepede konumlanmıştır.
Evet, ünlü filozof Aristoteles MÖ 348-345 yılları arasında Assos'ta yaşamış ve burada bir felsefe okulu kurmuştur. Antik kentin sokaklarında yürürken, akropoldeki Athena Tapınağı'nın gölgesinde oturup öğrencileriyle doğa, siyaset ve ahlak üzerine derin felsefi tartışmalar yaptığı bilinmektedir.Tapınaktaki sütunların tamamı orijinal mi?
Akropolde bugün ayağa kaldırılmış olarak gördüğünüz sütunlar, orijinal andezit taşlarından oluşan parçaların modern restorasyon teknikleriyle birleştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Sütunların büyük bir kısmı orijinal antik malzemelerdir, ancak bazı eksik parçalar yapının bütünlüğünü korumak ve ziyaretçilere tapınağın ihtişamını hissettirmek amacıyla aslına uygun malzemelerle tamamlanmıştır.
Antik Yunan'da Athena, sadece savaşın değil, aynı zamanda bilgeliğin, zanaatın ve stratejinin de tanrıçasıydı. Şehirlerin en yüksek tepeleri (akropoller) genellikle kentin koruyucusu olarak kabul edilen tanrılara adanırdı. Assos gibi savunma ve strateji açısından hayati bir konumda olan kentin koruyucusu olarak 'Athena Polias'ın (Kentin Koruyucusu Athena) seçilmesi son derece doğal ve bilinçli bir karardır.
19. yüzyıldaki kazılarda çıkarılan frizlerin büyük bir kısmı Paris Louvre ve Boston Güzel Sanatlar Müzelerine götürülmüş olsa da, tapınağa ait çok önemli kabartma parçaları, aslan başı formundaki su çörtenleri ve mimari elemanlar şu an İstanbul Arkeoloji Müzeleri koleksiyonunda özenle korunmakta ve sergilenmektedir.
Assos Athena Tapınağı, sadece üst üste dizilmiş taşlardan ibaret bir kalıntı değil; rüzgarın, denizin ve insanlık tarihinin ortaklaşa yazdığı bir destandır. Anadolu'nun tek Dor düzenli tapınağı olması, andezit taşının sunduğu karanlık zarafet ve binlerce yıla meydan okuyan duruşuyla Türkiye'nin en eşsiz kültürel miraslarından biridir. O zirveye tırmanıp sütunların arasından Ege'ye baktığınızda, sadece bir manzaraya değil, medeniyetin köklerine şahitlik edersiniz. Bu eşsiz coğrafyayı ve Çanakkale'nin diğer gizli kalmış güzelliklerini derinlemesine keşfetmek için Çanakkale Rehberi sayfamızı inceleyebilir, bölgenin detaylı rotalarına Ayvacık Gezi Rehberi üzerinden ulaşabilirsiniz. Seyahatinizi planlarken daha fazla ilham almak isterseniz Blog yazılarımıza mutlaka göz atın. Ayrıca, tarihi alanlarla ilgili en güncel resmi bilgiler ve kurallar için Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile T.C. Kültür Portalı web sitelerini ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Tarih, felsefe ve doğanın kucaklaştığı Assos sizi bekliyor.