Yükleniyor...
Milattan önce 347 yılının kavurucu bir yaz gününde, Atina'nın üzerinde sadece sıcak havanın değil, aynı zamanda entelektüel bir krizin de ağır bulutları dolaşıyordu. Antik dünyanın en büyük düşünürü Platon hayata gözlerini yummuş, geride bıraktığı devasa felsefi mirasın ve efsanevi Akademi'nin kime emanet edileceği sorusu derin bir tartışma yaratmıştı. Akademi'nin koridorlarında yirmi yıl boyunca bir öğrenci, bir araştırmacı ve nihayetinde 'okulun aklı' olarak parlayan Aristoteles için bu dönem, hayatının en büyük dönüm noktalarından biri olacaktı. Beklentilerin aksine, okulun yönetimi Platon'un en parlak öğrencisine değil, kan bağı ön plana çıkarılarak yeğeni Speusippos'a devredildi. Aristoteles için bu karar sadece kişisel bir hayal kırıklığı değil, aynı zamanda felsefi bir ayrılığın da resmi ilanıydı. Speusippos'un felsefeyi giderek soyut bir matematiğe ve mistisizme indirgeyen yaklaşımı, Aristoteles'in dünyayı dokunarak, görerek ve tecrübe ederek anlama arzusuyla taban tabana zıttı. Üstelik Atina'daki siyasi iklim de giderek tehlikeli bir hal alıyordu. Makedonya Kralı II. Filip'in Yunan şehir devletleri üzerindeki artan baskısı, Atina'da şiddetli bir Makedon karşıtlığını körüklemişti. Babası Makedonya sarayında saygın bir hekim olan Aristoteles için bu şehir, artık felsefe yapılacak güvenli bir liman olmaktan çıkmış, adeta bir cadı kazanına dönüşmüştü. Zihninde yeni sorular, kalbinde yeni bir başlangıç arzusuyla Atina'ya veda eden filozofun rotası, Ege Denizi'nin öte yakasına, sönmüş bir volkanın eteklerinde yükselen, andezit taşından örülmüş surlarıyla denize meydan okuyan Assos kentine çevrilmişti. Bu yolculuk, sadece bir coğrafya değişimi değil, insanlık düşünce tarihinin seyrini değiştirecek, soyut ideallerden somut doğa bilimlerine atılacak dev bir adımın da habercisiydi. Tuzlu Ege rüzgarlarının yüzünü yaladığı o gemi yolculuğunda Aristoteles, antik biyolojinin temellerini atacağı topraklara doğru yelken açtığının henüz farkında değildi.
Atina'dan ayrılış, Aristoteles'in zihinsel evriminde bir kuluçka döneminin sonunu simgeliyordu. Platon'un kurduğu Akademi, ona görevi ne kadar reddetmiş olursa olsun, Aristoteles'e düşünmeyi, sorgulamayı ve diyalektiği öğretmişti. Ancak usta ile çırak arasındaki felsefi uçurum giderek genişliyordu. Platon, gerçek bilginin ancak duyularımızdan bağımsız, kusursuz 'İdealar Dünyası'nda bulunabileceğini savunurken, Aristoteles etrafını saran fiziksel dünyanın muazzam karmaşasına ve güzelliğine hayrandı. Ağaçların yaprak dökmesi, yıldızların hareketi, deniz canlılarının üremesi onun için birer yanılsama değil, bizzat incelenmesi gereken hakikatlerdi.
Speusippos'un başa geçmesiyle Akademi'nin giderek teolojik ve matematiksel bir dogmatizme kayması, Aristoteles'in doğaya duyduğu ampirik merakı boğuyordu. Kendi felsefi sistemini inşa etmek, gözlemlerini sistematize etmek ve kendi okulunu kurmak zorundaydı. Atina'nın boğucu siyasi atmosferinden kurtulup serbestçe düşünebileceği, destek görebileceği ve en önemlisi doğayla iç içe olabileceği bir sığınağa ihtiyacı vardı. Bu sığınak, ona altın bir tepside, eski bir dost tarafından sunulacaktı.
Aristoteles'in Assos'u seçmesi rastgele bir tercih değildi. Hedefindeki coğrafya, bugün Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi sınırlarında yer alan, antik Troas bölgesinin parlayan yıldızı Assos'tu. Bu kenti o dönemde cazip kılan en büyük unsur, başındaki yönetici olan Hermias'tı. Hermias'ın hikayesi, antik dünyanın en sıra dışı biyografilerinden biridir. Aslen bir hadım ve köle olan Hermias, zekası ve yeteneği sayesinde azat edilmiş, Atina'ya giderek Akademi'de Platon'un derslerine katılmıştı. Aristoteles ile de bu dönemde, Akademi'nin zeytin ağaçları altındaki tartışmalarında tanışmışlardı.
Eğitimini tamamladıktan sonra memleketine dönen Hermias, akıl almaz bir siyasi yükselişle Atarneus ve Assos bölgelerinin hakimi (despotu) konumuna gelmişti. Ancak Hermias sıradan bir tiran değildi; o, Platon'un ünlü 'Devlet' adlı eserinde kurguladığı 'Filozof-Kral' idealini yeryüzünde, kendi topraklarında gerçekleştirmeye ant içmiş vizyoner bir liderdi. Aristoteles'i Assos'a davet etmesinin ardındaki yegane sebep eski bir dostluk değil, kurduğu devleti felsefenin ışığıyla aydınlatmak, kenti bir bilim ve irfan merkezine dönüştürmekti. Aristoteles bu daveti büyük bir onurla kabul etti ve Asya kıyılarında yeni bir entelektüel merkezin temelleri böylece atılmış oldu.
Milattan önce 347 yılında Aristoteles, yanında Akademi'den yakın dostları Ksenokrates ve Theophrastos ile birlikte Assos limanına ayak bastı. Yaklaşık 40 yaşlarında, entelektüel olgunluğunun zirvesindeki filozof, Hermias'ın sağladığı muazzam imkanlarla kentte bir felsefe okulu kurdu. Bu okul, tarihe 'Asya Peripatetik Okulu' olarak geçecekti. Yunanca 'peripatein' (etrafta gezinmek, yürümek) kelimesinden türeyen bu isim, Aristoteles'in eğitim metodunu harika bir şekilde özetliyordu. Filozof, öğrencilerini kapalı duvarlar arasına hapsetmek yerine, onlarla birlikte yürüyerek, doğayı izleyerek ve tartışarak ders vermeyi tercih ediyordu.
Assos'un Athena Tapınağı'na çıkan sarp yolları, Ege'nin masmavi sularına bakan terasları ve agorasının taş sütunları, tarihin en derin felsefi sohbetlerine sahne oldu. Bu yürüyüşler sırasında işlenen müfredat son derece genişti. Aristoteles ve öğrencileri, Hermias'ın devlet yönetimine rehberlik etmesi amacıyla siyaset felsefesi üzerinde duruyor, erdemli ve mutlu bir yaşamın sırlarını arayan etik tartışmaları yapıyor, doğru düşünmenin kurallarını belirleyen mantık bilimini geliştiriyorlardı. Ancak bu dönemin asıl devrim niteliğindeki çalışmaları, doğa felsefesi ve biyoloji alanında gerçekleşecekti.
Assos'ta geçirilen üç yılın bilim tarihi açısından en kritik meyvesi, şüphesiz Aristoteles'in muazzam eseri 'Historia Animalium'un (Hayvanların Tarihi) tohumlarının bu topraklarda atılmasıdır. Assos'un kayalık kıyıları, zengin deniz yaşamı ve çevresindeki sulak alanlar, filozofa eşsiz bir açık hava laboratuvarı sundu. Masasındaki parşömenleri bir kenara bırakıp balıkçılarla denize açılan, gelgit havuzlarında saatlerce çömelerek canlıları inceleyen Aristoteles, ampirik (gözleme dayalı) bilimin kurucusu oldu.
Aristoteles'in Assos ve çevresindeki gözlemleri öylesine detaylı ve sistemliydi ki, modern deniz biyolojisinin başlangıcı olarak kabul edilir. Bu dönemde yaptığı devrimsel gözlemlerden bazıları şunlardır:
Bu akıl almaz derecede isabetli gözlemler, yüzyıllar boyunca aşılamayacak bir bilimsel külliyat oluşturdu. Öyle ki, evrim teorisinin kurucusu Charles Darwin, 19. yüzyılda Aristoteles'in bu çalışmalarını okuduğunda duyduğu hayranlığı şu sözlerle dile getirmekten kendini alamamıştır: 'Linné ve Cuvier benim doğa bilimlerindeki iki tanrım olmuştu. Ancak onlar, Aristoteles'in devasa dehası karşısında sadece sıradan birer okul çocuğu gibi kalırlar.'
Assos yılları, Aristoteles için sadece entelektüel bir üretim dönemi değil, aynı zamanda derin bir duygusal tatmin dönemiydi. Hayatını felsefeye adamış olan düşünür, bu antik kentte hayat arkadaşını buldu. Hermias'ın yeğeni ve evlatlık kızı olan Pythias ile tanışan Aristoteles, ona derin bir sevgiyle bağlandı ve çift Assos'ta evlendi.
Pythias, antik Yunan dünyasında kadına biçilen geleneksel pasif rolden çok uzaktı. Amcası Hermias'ın sarayında iyi bir eğitim almış, felsefeye ve doğa bilimlerine ilgi duyan entelektüel bir kadındı. Aristoteles'in deniz kenarındaki biyolojik gözlemlerine ve bitki sınıflandırmalarına Pythias'ın da eşlik ettiği, kocasının çalışmalarında ona asistanlık yaptığı düşünülmektedir. Bu evlilik, Aristoteles ile Hermias arasındaki bağı sadece felsefi bir dostluk olmaktan çıkarıp güçlü bir aile bağına dönüştürdü. Çiftin bu evlilikten, annesinin adını taşıyan 'Genç Pythias' adında bir kız çocukları oldu. Aristoteles'in eşine duyduğu büyük aşk, yıllar sonra yazacağı vasiyetnamesinde bile kendini gösterecek; filozof, öldüğünde kemiklerinin çok önceden kaybettiği sevgili eşi Pythias'ın yanına gömülmesini vasiyet edecekti.
Assos'ta kurulan bu felsefi ve bilimsel ütopya, ne yazık ki çağın acımasız jeopolitik gerçeklerine yenik düştü. Hermias'ın bölgedeki gücünü giderek artırması ve özellikle Makedonya Kralı II. Filip ile gizli diplomatik ilişkiler geliştirmesi, Anadolu'yu kontrolü altında tutan devasa Pers İmparatorluğu'nun dikkatinden kaçmadı. Persler, bu entelektüel kenti ve onun vizyoner liderini imparatorlukları için büyük bir tehdit olarak görmeye başladılar.
Milattan önce 345-344 yıllarında, Pers Kralı'nın hizmetindeki Rodoslu general Mentor, kurnazca bir plan hazırladı. Diplomatik bir görüşme bahanesiyle Hermias'ı tuzağa düşüren Mentor, onu esir alarak zincirlere vurdu ve Pers başkenti Susa'ya gönderdi. Hermias, burada II. Filip ile yaptığı anlaşmaların detaylarını itiraf etmesi için korkunç işkencelere maruz kaldı. Ancak o, filozof-kral unvanına yakışır bir asaletle sustu. İdam edilmeden önce kendisine son bir isteği veya dostlarına ileteceği bir mesajı olup olmadığı sorulduğunda, tarihe geçen şu muazzam sözleri sarf etti: 'Dostlarıma söyleyin, hayatım boyunca felsefeye ve felsefi ideallerime layık olmayan hiçbir şey yapmadım.' Hermias'ın bu trajik ölümü, Assos'taki altın çağın sonu oldu. Güvenliği tehlikeye giren Aristoteles, büyük bir acı ve yas içinde, eşi Pythias'ı ve dostlarını yanına alarak hemen karşıdaki Midilli (Lesbos) adasına kaçmak zorunda kaldı.
Aristoteles, milattan önce 347 yılından 344 yılına kadar toplam üç yıl boyunca Assos'ta yaşamıştır. Bu kısa ancak son derece verimli dönem, onun hem kendi felsefe okulunu kurduğu hem de ampirik bilim çalışmalarına başladığı kritik bir zaman dilimidir.
Hermias, aslen köle kökenli bir hadım olup sonradan özgürlüğüne kavuşmuş ve Atarneus ile Assos'un yöneticisi olmuştur. Platon'un Akademi'sinde eğitim gördüğü yıllarda Aristoteles ile tanışmış ve yakın dost olmuşlardır. Hermias, Aristoteles'i Assos'a davet ederek ona araştırmaları için eşsiz imkanlar sunmuş, ayrıca yeğeni Pythias'ı onunla evlendirerek akraba olmuşlardır.
Bu eser, bilim tarihinde doğanın ve canlıların sadece mitolojik veya soyut kavramlarla değil, doğrudan fiziksel gözlem, ölçüm ve sınıflandırma yoluyla incelendiği ilk büyük çalışmadır. Aristoteles'in deniz canlıları üzerine yaptığı detaylı anatomik ve davranışsal gözlemler, modern zooloji ve biyolojinin temelini atmış, Charles Darwin dahil sayısız bilim insanına ilham kaynağı olmuştur.
Assos Antik Kenti, günümüzde Çanakkale ilinin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Antik tiyatrosu, muazzam manzaralı Athena Tapınağı, nekropolü ve antik limanıyla Türkiye'nin en önemli arkeolojik alanlarından biri olup yıl boyunca yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açıktır.
Yunanca 'gezinmek, yürümek' anlamına gelen kelimeden türeyen Peripatetik felsefe, Aristoteles'in eğitim metodunu tanımlar. Sabit bir yerde oturmak yerine, açık havada, doğanın içinde yürüyerek gözlem yapma ve felsefi tartışmalar yürütme pratiğine dayanır. Assos, bu geleneğin Asya kıtasındaki ilk ve en önemli uygulama alanlarından biri olmuştur.
Aristoteles'in Assos'ta geçirdiği o üç büyüleyici yıl, sadece antik dönemin tozlu sayfalarında kalmış bir anekdot değildir; insanlığın doğayı anlama çabasında, bilimin dogmalara galip geldiği büyük bir devrimin hikayesidir. Bir zamanların kölesi Hermias'ın vizyonuyla kurulan o idealist devlet modeli acımasız imparatorlukların kılıçlarıyla yıkılmış olsa da, o kayalıklarda filizlenen düşünce tohumları tüm dünyayı sarmıştır. Assos'un rüzgarlı tepelerinde, deniz kokan sokaklarında atılan o peripatetik adımlar, bugün modern laboratuvarlarda sürdürülen bilimsel arayışların ilk ayak izleridir. Eğer yolunuz Ege'nin bu eşsiz coğrafyasına düşerse, Athena Tapınağı'ndan denize bakarken sadece bir manzarayı değil, insan aklının doğuşunu izlediğinizi hatırlayın. Çanakkale'nin bu emsalsiz tarihi ve kültürel zenginliğini daha yakından keşfetmek, kendi rotanızı oluşturmak için rehber sayfamızı inceleyebilir, bölgenin gizli kalmış köşelerini görmek için Ayvacık gezi rehberimize göz atabilirsiniz. Daha fazla ilham verici hikaye ve kültürel derinlik arıyorsanız blog yazılarımız sizleri bekliyor. Bölgenin resmi turizm verileri ve arkeolojik detayları için Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nü ziyaret edebilir, Türkiye'nin dört bir yanındaki tarihi zenginlikler hakkında kapsamlı bilgiye T.C. Kültür Portalı üzerinden ulaşabilirsiniz.