Yükleniyor...
Çanakkale'nin Ege kıyısında, Ezine'ye bağlı Dalyan köyünün hemen yanında, zeytinliklerin ve çam ormanlarının arasında bir zamanlar 100 bine yakın insanın yaşadığı, Roma İmparatorluğu'na başkent olması düşünülen dev bir liman kenti uzanır. Bugün çoğu ziyaretçinin adını bile duymadığı bu yer, Troas bölgesinin en büyük ama en az bilinen antik kentidir: Alexandria Troas. Adını doğrudan Büyük İskender'den alan, Aziz Pavlus'un Avrupa'ya ilk kez buradan denize açıldığı bu şehir, bugün büyük ölçüde toprak altında ve makiliklerin arasında sessizce beklemektedir.
İlginç olan, bu görkemli kentin en işlek turizm rotalarının tam ortasında yer almasıdır: Bozcaada feribotuna binmek için Geyikli'ye gelen on binlerce kişi, her yıl Alexandria Troas'ın birkaç kilometre yakınından geçer ama çoğu durup bakmaz. Bu rehberde, İskender'in adını taşıyan bu kayıp metropolün hikâyesini, görülecek kalıntılarını ve nasıl ziyaret edileceğini ayrıntılarıyla ele alıyoruz.
Alexandria Troas, Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyünün güneydoğusunda, Geyikli beldesi yakınındaki Ege kıyısında yer alır. Çanakkale şehir merkezine yaklaşık 30 kilometre güneybatıdaki bu alan, Bozcaada'ya (antik adıyla Tenedos) bakan kıyı şeridinin tam karşısındadır. Kentin en pratik komşusu, Bozcaada feribotlarının kalktığı Geyikli Yükyeri İskelesi'dir; bu da Alexandria Troas'ı, adaya geçmeden önce ya da dönüşte uğranabilecek ideal bir durak hâline getirir. Antik kent, bu yönüyle Troya ve Gülpınar'daki Apollon Smintheion ile aynı gün planlanabilecek bir üçgenin köşesinde durur.
Bugün Alexandria Troas'ın yükseldiği yerde başlangıçta Sigia adlı küçük bir yerleşim vardı. Büyük İskender'in ölümünün ardından imparatorluğu paylaşan komutanlardan (Diadokhlar) biri olan Antigonos Monophthalmos, MÖ 4. yüzyılın sonunda (yaklaşık MÖ 306) çevredeki beş kasabanın halkını burada birleştirdi. Bu kasabalar arasında, Çığrı Dağı'ndaki köklü Aiol kenti Neandria da vardı; halkı yeni kente taşındıktan sonra Neandria siyasi varlığını yitirdi. Antigonos, kurduğu bu büyük kente kendi adını vererek "Antigoneia" dedi.
Ancak bu ad uzun ömürlü olmadı. MÖ 301'de rakip komutan Lysimakhos bölgeye hâkim olunca kenti, dünyayı fetheden hükümdarın anısına "Alexandria Troas" yani "Troas'taki İskender kenti" olarak yeniden adlandırdı. Böylece kent, adını doğrudan Büyük İskender'den alan sayılı şehirlerden biri olarak tarihe geçti.
Alexandria Troas asıl altın çağını Roma döneminde yaşadı. MÖ 188'de Roma tarafından "özgür ve özerk kent" statüsü tanındı; İmparator Augustus döneminde ise "Colonia Alexandria Augusta Troas" adıyla tam bir Roma kolonisine dönüştü ve imparatorluk yazışmalarında kısaca "Troas" olarak anıldı. Konumu sayesinde Anadolu ile Avrupa arasındaki en işlek limanlardan biri hâline geldi; en parlak döneminde nüfusunun yaklaşık 100 bine ulaştığı tahmin edilir.
Kentin stratejik ve ekonomik ağırlığı öyle büyüktü ki, kaynaklar hem Julius Caesar'ın hem de daha sonra İmparator Konstantin'in, imparatorluğun başkentini buraya taşımayı ciddi biçimde düşündüğünü aktarır. Konstantin sonunda tercihini Byzantion'dan (İstanbul) yana kullansa da, bu ihtimal bile Alexandria Troas'ın çağının ne denli önemli bir merkezi olduğunu gösterir. Augustus, Hadrianus ve varlıklı Atinalı hayırsever Herodes Atticus gibi isimler, kenti anıtsal yapılarla donattı.
Alexandria Troas, Hristiyanlık tarihi açısından da özel bir yere sahiptir. Yeni Ahit'te "Troas" olarak anılan kent, Aziz Pavlus'un misyon yolculuklarında önemli bir uğrağıdır. Elçilerin İşleri'ne göre (Acts 16:8-11) Pavlus, Avrupa'ya ilk kez buradan denize açılmış; Hristiyanlığın Anadolu'dan Avrupa'ya yayılışı sembolik olarak bu limanda başlamıştır.
Kentle özdeşleşen en ünlü olay ise Elçilerin İşleri 20:5-12'de anlatılır: Pavlus'un gece geç saatlere uzayan vaazı sırasında pencere kenarında uyuyakalan Eutykhos adlı genç, üçüncü kattan düşer; Pavlus'un onu yeniden hayata döndürdüğü aktarılır. Erken Hristiyanlık döneminde kent bir piskoposluk merkezi olmuş, Antakyalı Ignatius gibi figürler Roma'daki şehadetine giderken buradan geçmiştir. Bu katmanıyla Alexandria Troas, pagan Roma'nın görkemiyle erken Hristiyanlığın kutsal coğrafyasını aynı toprakta buluşturur.
Kent bugün yaklaşık 400 hektarlık geniş bir alana yayılır ve kalıntılarının büyük kısmı hâlâ toprak altında ya da makiliklerin arasındadır. Yine de ayakta kalan yapılar, kentin ihtişamı hakkında güçlü bir fikir verir:
Örenyeri açık ve serbest bir alan niteliğindedir; belirli bir gişe ya da müze düzeni beklemeden, doğanın içinde tarihle baş başa kalmak isteyenler için ideal bir keşif alanıdır.
Çanakkale şehir merkezinden güneye doğru Ezine yönünde ilerleyip Geyikli-Dalyan istikametine sapıldığında yaklaşık 45 dakikalık bir yolculukla antik kente ulaşılır. Toplu taşımayla gelmek isteyenler, Çanakkale ve Ezine'den kalkan Geyikli dolmuş ve otobüslerini kullanabilir; kent içi kalıntılara ulaşım için özel araç konforludur.
Assos ekseninde bir rota kuruyorsanız, bölgeyi bütünlüklü görmek için Assos ve Ayvacık'ta gezilecek doğal ve tarihi yerler rehberimize de göz atabilirsiniz.
Alexandria Troas, Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Dalyan köyü yakınında, Geyikli beldesi çevresindeki Ege kıyısında yer alır. Çanakkale merkeze yaklaşık 30 kilometre uzaklıktadır ve Bozcaada feribot iskelesinin hemen yakınındadır.
Kent, MÖ 4. yüzyılın sonunda Büyük İskender'in komutanlarından Antigonos tarafından "Antigoneia" adıyla kuruldu. MÖ 301'de bölgeye hâkim olan komutan Lysimakhos, kenti Büyük İskender'in anısına "Alexandria Troas" olarak yeniden adlandırdı.
Yeni Ahit'te "Troas" olarak anılan kent, Aziz Pavlus'un Avrupa'ya ilk kez denize açıldığı limandır (Elçilerin İşleri 16). Ayrıca Pavlus'un vaazı sırasında pencereden düşen Eutykhos'u yeniden hayata döndürdüğü olay da bu kentte geçer (Elçilerin İşleri 20).
En görkemli yapı, MS 135'te Herodes Atticus'un yaptırdığı ve halk arasında "Bal Sarayı" denen anıtsal hamamdır. Bunun yanında tiyatro, odeon, yakın kazılarda ortaya çıkan stadion, Traianus su kemeri izleri ve yaklaşık 10 kilometrelik sur hattı görülebilir.
Alexandria Troas, açık ve serbest gezilebilen bir örenyeri niteliğindedir; klasik bir gişe-müze düzeni bulunmaz. Alan geniş ve doğal olduğundan ziyaret için rahat ayakkabı, su ve güneş koruması önerilir.



