Yükleniyor...
Çanakkale, coğrafyası yüzünden hep bir eşik oldu: Ege ile Marmara'yı, Anadolu ile Balkanları, bronz çağı kentleriyle 1915'in siperlerini aynı yol üzerinde topluyor. Aşağıdaki on durak birer klişe değil; her biri farklı bir çağa, farklı bir hikâyeye açılıyor ve çoğunu tek bir hafta sonuna sığdırmak mümkün.
Homeros'un anlattığı savaşın izini süren Alman tüccar Heinrich Schliemann, 1870'lerde bu tepeyi kazmaya başladığında altında üst üste dizilmiş dokuz kent buldu; en eskisi yaklaşık MÖ 3000'e iniyor. Bugün UNESCO Dünya Mirası olan alanda dev kerpiç surları, rampalı ana kapıyı ve farklı katmanları ayıran levhaları takip edebilirsiniz. Merkeze 30 km, Ezine yolu üzerinde; kazının katmanlı mantığını çözmek için Troya'yı keşfetme rehberimize göz atmakta fayda var.
Antik kentin hemen girişinde, tarlaların ortasında yükselen paslı çelik küp ilk bakışta yanıltıcı: içeride dört kat aşağı inen bir rampa, Troas bölgesinin buluntularını kronolojik sırayla önünüze seriyor. 2018'de açıldı, aynı yıl Avrupa Konseyi Müze Ödülü'ne aday gösterildi. Altın takılardan lahitlere kadar binlerce eser burada; Troya turunu müzeyle bitirmek, taş yığınlarına anlam kazandırıyor.
Şehir merkezindeki sahil bandında duran ahşap at, arkeolojik replikayla karıştırılmasın: bu, 2004 yapımı Truva filminde kullanılan gerçek dekor. Yapımcılar çekimden sonra atı Çanakkale'ye hediye etti ve o gün bugündür Kordon'un simgesi. Akşam yürüyüşünde boğaz manzarasıyla birlikte en çok fotoğraflanan nokta; girişi ücretsiz, merkezdeki her şeye yürüme mesafesinde.
Fatih Sultan Mehmet'in 1462 dolaylarında boğazı kilitlemek için yaptırdığı Kale-i Sultaniye, bugün Deniz Müzesi'nin kalbi. Bahçesinde Osmanlı ve müttefik toplarının, deniz mayınlarının ve batık parçalarının arasında dolaşırken, 18 Mart gecesi boğaza mayın döşeyen Nusret Mayın Gemisi'nin birebir ölçekli kopyasına da biniyorsunuz. Merkezde olması işi kolaylaştırıyor; çevredeki gezilere başlamadan önce merkez rehberimizden ulaşım ve konaklama notlarına bakabilirsiniz. Pazartesi ve perşembe kapalı olduğunu unutmayın.
Çimenlik'in tam karşı kıyısında, Eceabat tarafında duran Kilitbahir, aynı yıllarda ikizi olarak inşa edildi; ikisi birlikte boğazı gerçekten bir kilit gibi kapatıyordu. Havadan bakınca yonca yaprağını andıran üç loblu planı ve ortasındaki yedi köşeli kulesiyle Osmanlı kale mimarisinin sıra dışı bir örneği. Merkezden 15-20 dakikalık araba vapuruyla karşıya geçip yürüyerek çıkabilir, kuleden iki kaleyi aynı karede görebilirsiniz.
Boğazın Trakya yakası baştan başa 1915'in hafızası: Anzak Koyu, Conkbayırı, Kanlısırt ve Mustafa Kemal'in "Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum" dediği 57. Alay Şehitliği burada. Yaklaşık 33.000 hektarlık Tarihi Alan içinde mevziler, anıtlar ve mezarlıklar birbirine yürüme mesafesinde değil, o yüzden rehberli ya da özel araçlı bir plan gerekiyor. Eceabat feribot iskelesi, çoğu turun başlangıç noktası.
Ayvacık'a bağlı Behramkale köyünün tepesinde, MÖ 6. yüzyıldan kalma Dor düzenindeki Athena Tapınağı, Ege'nin Troas kıyısındaki tek arkaik dönem tapınağı. Aristoteles üç yıl boyunca burada bir felsefe okulu yürüttü; akropolün eteğinde antik tiyatro, agora ve kilometrelerce uzanan nekropol var. Günbatımında karşıdaki Midilli siluetiyle taş sütunlar aynı karede buluşuyor. Köyün taş evleri ve limanı için Behramkale yazımıza bakın.
Assos'tan batıya devam edince, Ayvacık'a bağlı Gülpınar'da farelerin tanrısı Apollon Smintheus'a adanmış bir kutsal alan çıkıyor karşınıza. İon düzenindeki tapınak MÖ 150 dolaylarına tarihleniyor ve Troas bölgesinde Troya'daki Athena Tapınağı'ndan sonra ikinci büyük kült merkezi sayılıyor. Adındaki "smintheus" yerel bir dilde fare demek; efsaneye göre tanrı bir veba salgınında fareleri gönderip sonra durdurduğu için hem hastalık getiren hem şifa veren güç olarak anılmış. Merkeze yaklaşık 100 km, sakin ve turist yoğunluğundan uzak.
Ezine'nin Dalyan köyü kıyısında, çalıların arasına dağılmış hamam kemerleri ve su kemeri kalıntıları ilk bakışta yanıltıyor: burası bir zamanlar 100.000 nüfusa ulaşmış, 8-10 km surla çevrili dev bir liman kenti. MÖ 310'da İskender'in komutanı Antigonos kurdu, sonra "İskender'in Troas'taki kenti" adını aldı; Roma döneminde Hadrianus imar etti. Aziz Pavlus'un buradan gemiyle yola çıktığı da anlatılır. Kazılar sürdüğü için alan hâlâ büyük ölçüde toprak altında, bu da onu bir keşif hissi arayanlar için ilginç kılıyor.
Adaya feribotla indiğinizde limanı kucaklayan taş kale ilk gördüğünüz şey olacak. Venedik, Ceneviz ve Bizans'ın el değiştirdiği yapı, 1455-56'da Fatih döneminde Osmanlı'ya katıldı; bugünkü halini büyük ölçüde II. Mahmut'un 1815'teki kapsamlı onarımına borçlu. Surların içinde adanın tarihini ve amforalarını anlatan küçük bir sergi var, burçlardan bağların ve Ege'nin manzarası açılıyor. Ada rotanıza kıyı keşfi eklemek isterseniz gizli koylar ve bakir plajlar yazımız işinize yarar.
Tek bir yer seçmek gerekirse UNESCO Dünya Mirası listesindeki Troya Antik Kenti öne çıkar; hem 5.000 yıllık katmanları hem Homeros efsanesiyle şehrin uluslararası simgesidir. Ancak 1915 tarihiyle ilgileniyorsanız Gelibolu Yarımadası'ndaki şehitlikler ve 57. Alay aynı ölçüde önemlidir.
Teorik olarak mümkün ama önerilmez; ikisi boğazın iki yakasında ve her biri en az yarım gün ister. İdeali Troya, müze ve merkez kalelerini bir güne, Gelibolu şehitliklerini feribotla geçilen ayrı bir güne koymaktır.
Merkezdeki Truva Atı, Çimenlik Kalesi ve Deniz Müzesi yürüme mesafesinde; Troya ve Gülpınar'a Çanakkale otogarından minibüs kalkıyor. Ancak Assos, Alexandria Troas ve Gelibolu gibi dağınık noktalar için özel araç ya da rehberli tur çok daha pratik.